Menu
RSS

Avrupa'nın İklimi Nereye gidiyor? (Gündelik Hayata Dair İzlenimler) - Deniz Özdeniz

Avrupa'nın İklimi Nereye gidiyor? (Gündelik Hayata Dair İzlenimler) - Deniz Özdeniz

12 Mart 2019

 

Avrupa’da son dönemin en yoğun ve heyecan verici hareketi kuşkusuz
Avrupa’nın neredeyse bütün ülkelerinde kısa sürede destek bulan ve Avrupa gençliğinin
başını çektiği iklim protestoları. Peki ne oldu da insanlar kitleler halinde gezegenin
geleceği hakkında kaygı duymaya başladı?

 

Yaklaşık iki senedir Avrupa’da ikamet eden biri olarak öncekle kendi
deneyimlerimden bir nebze bahsetmenin, başka bir coğrafyada olup bitene tanıklık
etmek için kılavuz olacağı düşüncesindeyim. Belçika, iklim ve ekoloji ile ilgili gündelik
hayata sirayet eden tüketim alışkanlıkları bakımından diğer Kuzey Avrupa ülkelerine
nazaran diyebilirim ki henüz daha ‘az ekolojik’. Bunun en önemli nedeni tarihsel olarak
ekonomisinin yoğun sanayi üretimine bağlı oluşu ve hem kentsel dokuda hem de gündelik
yaşantıda bunun izlerinin bugün bile son derece görünür durumda olması. Örneğin
büyük kentlerde atıl durumda olan çok sayıda sanayi yapısı hem kapladıkları alan, hem
de vakti zamanında çevre üzerinde yarattıkları zararlar bakımından acilen yeniden ele
alınması gereken konuların başında geliyor. Henüz bu konuda siyaseten dikkate değer
adımlar atılmış değil; ama özellikle son derece ses getiren iklim hareketleri sonrası
durumun politikacılar tarafından değerlendirilmeye başlanacağı beklentisi hızla gündelik
hayata yayılmakta. Öte yandan son dönemde kentlilerin gündelik tüketim alışkanlıkları
diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi özellikle gıda tüketimi ölçeğinde daha yerel ve
ekolojik olan ürünlerden yana değişim göstermeye başladı. Bunu şehirde sıklıkla görülen

biyolojik ürünler satan küçük marketlerden, kendi küçük kentsel bahçelerinde (la
pépinière urbaine) bitki, sebze,meyve yetiştiriciği yapan yerel üreticilerin (les petits
producteurs) giderek artan sayısından anlamak mümkün. Fiyat olarak endüstriyel
ürünlere nazaran daha yüksek olsa da tüketim alışkanlıklarını minimize eden ve kaliteli
ama az miktarda yeme kültürünü özendirmeleri bakımından kentliler arasında şimdiden
oldukça rağbet gördüğü rahatlıkla gözlemlenebilir. Hemen her mahallede iki ya da üç
yerel üretici kentsel bahçelerinde yakın çevrelerin de ikamet eden komşularına bazen de
biraz daha uzak komşularına ürün tedarik ediyor. Bu, aynı zamanda Belçika’daki
komşuluk ve dayanışma kültürüne de oldukça uygun bir üretim ve tüketim biçimi. Zira
yine gözlemlerime dayanarak diyebilirim ki burada insanlar kent yaşamının bilindik
bireyselliğine rağmen bu tip dayanışmacı ve destekleyici eylemlere oldukça yatkınlar.

 

Ekolojik farkındalığın bir diğer önemli ve kuşkusuz acil konusu olan iklim değişimi
meselesi ise bütün bu gündelik tüketim alışkanlıklarıyla paralel ilerliyor. Kentlilerin
gündelik hayattaki tüketim alışkanlıkları değiştikçe ve bu konudaki farkındalıkları arttıkça
gezegenin geleceği adına büyük ölçekte atılacak adımlar önem kazanıyor. Bunun da en
yakın ve ses getiren örneği ‘İklim protestoları’. Bu konu elbette yeni değil ancak ne
yazık ki uzunca zamandır üzerinde tartışıldığı halde evrensel bağlamda net adımlar
atılması bu zamana kadar mümkün olamadı. Kyoto protokolü çevresinde yıllarca
süregelen tartışmalar ve belli bir noktada tıkanan uzlaşmalar hepimizin malumu.

(Bkz. Çizgi Roman: Uluslar Dünya'nın iklimini kurtarmak için birleşebilir mi?)

Neyse ki uzun bir aradan sonra aranan kan bir Baltık ülkesinden geldi. İsveç’te
Greta Thunberg adında 16 yaşında genç bir öğrenci gezegenin geleceği adına duyduğu
kaygıları hepimizin paylaşabileceği toplumsal bir platforma taşıdı. Peki günlerce
sürdürdüğü oturma eyleminde Stockholm’deki meclis binasının önünde bize ne
anlatmaya çalışıyordu Greta? Bilim insanlarının bu konudaki yıllarca süren çalışmalarına

ve gözümüzün önünde neredeyse her gün gerçekleşen iklim değişikliğinin neden olduğu
yıkımlara rağmen neden hala politik adımlar atılmadığına dair bir isyandı bu ve yalnızca
çok sayıda insanın dikkatini çekmekle kalmadı kısa sürede toplumsal bir harekete
dönüştü. Belçika’nın bu farkındalığa yanıt veren ülkelerin başını çekmesi, yazının
başında söz ettiğim Belçika’nın diğer ülkelere nazaran daha az ekolojik olduğu savımı
da çürütüyordu. Bu yanılgıdan son derece mutlu olduğumu söylemem gerek. Zira 31
Ocak’ta Brüksel’de, benim de yaşadığım Valon bölgesinin büyük şehirlerinden Liege’de
ve Leuven’de 10 binden fazla öğrenci iklim değişikliği için okullarını asıp gezegenin
geleceği için sokaklara döküldüler. Ardından, hareket kısa sürede öğrencileri de aşıp
farklı iş kollarında çalışan ya da çalışmayan binlerce insanı daha sokaklara döktü. Şunu
kolaylıkla söyleyebilirim ki kışları oldukça sert ve yağışlı geçen bir ülkenin insanları için,
iklim değişimini protesto etmek adına sokaklara inmek durumun vehametinin ve
insanların bu konudaki hassasiyetinin ne denli büyük olduğunun kanıtı. Öyle ki bu
eylemler bir heveslik değil, çoktan ülke genelinde sürekli ve herkesin gündelik hayatının
bir parçası haline gelmeye başladı. Bunun en yakın örneği, 15 mart cuma günü ülke
genelinde iklim değişikliğini protesto eden, tüm kreşlerin (benim de çocuklarımı haftanın
dört günü bıraktığım) ve okulların başını çekeceği grev. O gün sadece okullar değil
birçok farklı kurumda çalışanlar de işlerine ara verip sokaklarda olacak.

 

Grev kültürü Belçika’da tarihsel arkaplanı olan, gündelik hayatın zaten belirgin bir
öğesi. Fakat iklim hareketinin buradaki gündelik hayata farklı bi dinamizm kattığını
söylersem abartmış olmam sanırım. Öte yandan bazı politikacıların -görevleri ve
sorumlulukları gereği- durumun farkında oldukları ve hareketi desteklediklerini
söylemelerine rağmen umut verici olması beklenen politik iklimse şimdilik biraz sisli
puslu.

 

Herşeye rağmen diyebilirim ki kısa sürede oluşan bu farkındalık heyecan verici
olduğu kadar umut verici. Belki bir çoklarına göre hala naifçe, ama bu zamana dek
sadece belli bir kesimin kapalı devre tartışıp ne yazık ki üzerinde karar almaktan bile
yoksun bırakıldığı dönemlerden artık herkesin gezegenin geleceği için kaygılandığı ve
hem bireysel hem toplumsal gözle görülür adımlar atabildiği güneşli günlere doğru yol
alıyoruz. Kısacası burada iklim, tam da mevsimin olması gerektiği gibi yavaş yavaş bahara

dönüyor. Toprağa yeni tohumlar atıldı ve ekinlerini vermesi çok yakın.

 

*Deniz Özdeniz (Y.Mimar-Kentsel Tasarımcı - toplumcumeclis.org)

back to top