Menu
RSS

“Devletin Şefkatli Eli İhtiyaç Sahiplerine Uzandı”? * - Fatma Gül Eryıldız

  29 Ocak 2017

 

   Türkiye’de kapitalist sistemi sürdürmek için uygulanan politikalar yoksulluğun devamlılığı sağlamaktadır. AKP, emekçilerin iş hayatını daha fazla güvencesizleştirirken, toplumun en yoksullarına sosyal yardım vererek toplumsal krizi önlemeye çalışmaktadır. Kapitalizm koşullarında nasıl ki sistemin yaratıcıları bize işçi ölümleri tam olarak yok edilemez fıtrat diyorsa, yoksulluk için de aynı şeyi söylemektedirler. Yoksulluğu oluşturanlar (karar veren aktörler) toplumdaki yoksulluğun tam anlamıyla bitmeyeceğini düşünmeleri sebebiyle “iyi niyetli” yoksulluk çözümleri anlatmak için yoksulluğu azaltmak, yoksulluğu önleme politikaları, yoksullukla mücadele, yoksullukla baş etme, yoksulluk riskini hafifletme, risk yönetimi kullandıkları kavramlarıdır. Yoksulluk mücadele edilecek ya da baş edilecek dışsal bir sorun gibi veya risk olarak nitelendirilecek doğa olayları gibi belli oranda olması normal olan bir sorun olarak gösterilmek istenmektedir. Yazı kapsamında yoksulluğun genel olarak bir bireyin istediği dışında yapamama ve erişememe hali; toplumsal süreçlere katılamama durumu olduğu, yoksul kişinin sosyal ve ekonomik sürece katılamayarak kendini yeniden üretememesi tanımının uygun olduğu düşünülmektedir.

 

   Yoksullukla ilgili özet olarak TUİK verilerine baktığımızda ise 2015 yılı Türkiye medyan gelirin %60’ına göre yoksulluk sınırı 7.495 TL’dir. %21,9’lik oranla 16.706.000 kişi medyan gelirin %60’ının altında yaşamaktadır. 2015 yılı ilk %20’luk dilim toplam gelirden aldığı pay %6,1 iken son %20’luk dilimin toplam gelirden aldığı pay %46,5 olmaktadır.

 

   Özellikle 1990’larda yoksulluğa karşı artan tepkiler tüm dünyada büyük yankı uyandırmaya başlamıştır. 1990 yılı sonrası Dünya Bankası hala ekonomik büyümenin yoksulluğu azaltacağına dair neoliberal yaklaşımı önemsemekle birlikte gelir dağılımındaki eşitsizliğin azalmaması sebebiyle ortaya çıkan tepkileri yumuşatmak amacıyla başka yöntemler arayışına girmiştir. 1990’lı yıllardan itibaren Dünya Bankası sosyal yardımlara ağırlık verilmesi (gelişmekte olan ülkelerde uygulanan şartlı nakit transferleri gibi), yerel katılım, yoksulların kalkınmaya dahil edilmesi, STK’ların daha fazla projede yer alması (yönetişim kavramı) gibi stratejilerini yoksulluğu azaltmanın bir parçası olarak görmektedir. Dünya Bankası’nın yoksulluk konusunda ana girişimleri; sosyal riski hafifletme, yönetme, engelleme ve azaltmaktır.

 

   Dünya Bankası yoksulluğu oluşturan aynı zamanda “yoksulluğu azaltmak için” çözüm yolları aradığı iddiasında olan uluslararası en önemli kurumlardan biridir. Dünya Bankası uluslararası düzen ve dünya ekonomisi içinde sadece kredi veren değil aynı zamanda politika ve bilgi üreten, ülke politikaları ve akademik düşünceye yön veren en önemli kurumlardan biridir. Dünya Bankası’nın Türkiye’deki sosyal yardım politikalarına yön verdiğini, yayınlanan Dünya Bankası Kalkınma Raporları ve Türkiye’nin Beş Yıllık Kalkınma Raporları incelendiğinde, Türkiye’nin sosyal yardım hedefleri ile Dünya Bankası yaklaşımının örtüşmesinden anlayabilmekteyiz.

 

   Dünya Bankası’nın da içinde bulunduğu pek çok uluslararası kuruluş vahşileşen neoliberalizm koşullarında bile ‘toplumsal risklerin kamusal idaresi’ (Anderson, 2006) için sosyal politikalara ihtiyaç duymaktadır. 19.yy sonları yükselen emek-sermaye çatışmalarına bir çözüm olarak beliren sosyal politikanın amacı sanayileşme ve kentleşme nedeniyle ortaya çıkan iş kazası, hastalık, işsizlik, yaşlılık gibi sorunlara karşı işçileri korumak ve bu risklere karşı bazı önlemleri hayata geçirmek olmuştur. Sosyal politika’nın ilk kuruluş amacı işçilerin yaşam koşullarını iyileştirmek olsa dahi sosyal politika günümüzde evrilerek daha ziyade dezavantajlı grupların (engelli, kadın, çocuk, yaşlı, çalışamayan ve sosyal güvencesi olmayan yoksullar) yaşam koşullarını iyileştirmek için politikalar üretmektedir.

 

   Genel olarak sosyal politika araçları sosyal sigorta, sosyal yardım, sosyal hizmet ve sosyal tazmindir. Sosyal yardımları, genellikle devletin yoksulluğu azaltmak için geliştirdiği, sosyal koruma sisteminin açıklarını kapatıcı ve tamamlayıcı ayni ve nakdi destek programı olarak tanımlanır (Metin, 2011, s.185). 2000 yılı sonrası sosyal devletin muhafazakar-liberal modele evrildiği ve dolayısıylada ulusal ve yerel düzeyde en fazla önem verilen sosyal politika aracının sosyal yardımlar olduğu görülmektedir. Günümüzde merkezi yönetimden yerel yönetime inen bir hiyerarşide sosyal yardımlara verilen önemin arttığı ve can simidi işlevi gördüğü düşünülmektedir.

 

   Türkiye’deki sosyal devlet modelinin, Güney Avrupa modeli olarak belirtilen muhafazakâr- cemaatçi sosyal devlet tipolojisine yakın, sosyal politika modelinin piyasaya müdahale öngörmemesi ve sosyal harcamaları yaparken en muhtaç kesimi hedeflemesi nedeniyle neo- liberal Anglo-sakson modele, geleneksel ögeler ve uluslararası kuruluşların yönlendirmesi ile sosyal yardım mekanizmasına verdiği önem nedeniyle Latin Çevresi modeline yakın olduğunu belirtebiliriz.

 

   2002 yılı sonrası AKP hızlı bir bütçe ve çeşitlilik artışıyla sosyal yardım uygulamalarına önem vermektedir. Sosyal yardımlar; şartlı eğitim, şartlı sağlık ve şartlı gebelik yardımları, eşi vefat etmiş kadınlara yönelik yardımlar, muhtaç askerlere yönelik yardımlar, evde bakım yardımı, gıda yardımları, yakacak, barınma, sağlık, engelli ihtiyaç yardımı, giyim ve aile yardımlarıdır. Bu verilerin çeşitliliğine bakılarak, yapılan yardımların sadece makarna ve kömürle kısıtlı kalmadığını, özellikle yardım yapılırken çocuklara, kadınlara, engellilere ve yaşlılara daha fazla önem verildiğini görebiliriz.

 

   Türkiye’nin G-20 içinde 19. ülke konumunda olmasına rağmen sosyal koruma harcamaları oldukça düşük kalmaktadır. Yapılan incelemelerde Türkiye ekonomik olarak büyümekte olduğu yıllarda bile kamu sosyal koruma harcamalarında OECD ortalamasının altında kaldığı görülmektedir. 2014 yılında OECD kamu sosyal koruma harcaması ortalaması %21,1 iken Türkiye’nin kamu sosyal koruma harcaması %13,5’tir. Türkiye 34 OECD ülkesi arasında sosyal koruma harcaması bakımından 32.sıradadır (2014 yılı sonrası Türkiye’nin verileri OECD data source’ta bulunmamaktadır.)

 

   Sosyal korumanın genel bütçedeki oranının artışa rağmen çok değişmemesine tezat sosyal yardımlara ayrılan bütçe 2004 yılından beri hızlı bir artış göstermektedir. 2004 yılında %0,3 olan sosyal yardım harcamaları 2015 yılında %1,1’e (Kalkınma Bakanlığı hesapları baz alınmıştır fakat ASPB’na göre sosyal yardım oranları; 2015 yılı için %1,33’dür.) ulaşmaktadır. Devletin aslında maddi olarak sosyal yardımlara düşük bir oran ayrıldığını görmemize rağmen her yıl yapılan yardım miktarının hızlı bir ivme kazanması sosyal yardımların artan önemine örnek teşkil etmektedir.

 

   Sosyal yardımları devlet kaynakları kullanılarak Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) yapmaktadır. 2016 yılı itibariyle toplam 1000 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı bulunmaktadır. SVDV’ı bir yandan özel hukuk tüzel kişiliğine sahip kurumlar olmakla beraber diğer yandan da yerelde mülki idari amirlerin mütevelli heyet başkanlığı yapmaları ve bu heyetlerin büyük bir ağırlıkla yerel mülki erkandan oluşmasıyla tam anlamıyla STK değildir. Vakıfların denetimi mali yönden Vakıflar Genel Müdürlüğ’ünce, idari yönden ise İçişleri Bakanlığı’nca yapılmaktadır. Sosyal yardım uygulamalarının temel yapılanmanın vakıflar olması sembolik açıdan önemlidir. Vakıf adı Osmanlı mirasını hayırseverlik geleneğini yaşatmaktadır. SYDV diğer vakıflar gibi Vakıflar Kanunu’na tâbi ve yasal olarak tüzel kişidir ve kendi adlarına bağış toplama ve gelir getirici aktivitelerde bulunma hakkına sahiptir. Bununla beraber SYDV devlet eliyle kurulmuş olmanın yanı sıra yönetim şekilleri ve finanse edilme yöntemleriyle de diğer vakıflardan ayrılırlar. SYDV’ye aktarılan kaynaklara baktığımız zaman 2005-2013 arasında ciddi bir artış olduğuneredeyse 5 katına çıktığını görmekteyiz Ayrıca SYDV’nin gelirinin çoğu kamu fonlarından elde edilse dahi SYDV hayırseverlerden yardım toplamaktadır. Sosyal yardım hizmetleri devlet eliyle yapılıyor olmasına rağmen, hayırseverlikle yoğrulmuş bir STK gibi davranan SYDV aynı zamanda merkezi yönetimin yerelliklerde siyasi devamlılığını sağlamaktadır.

 

   Vakıf şekillinde örgütlenmenin avantajlarından birinin yönetişim ilkesine uygunluk olarak söylenmektedir. Bu ilke önce Dünya Bankası’nın raporlarında daha sonra Kalkınma Planlarında amaçlandığı üzere sosyal yardımlar konusunda merkezi ve yerel yönetimler ile STK’ların işbirliği içinde olması hedefinin yönetimsel olarak uygulanmaya başladığını göstermektedir. Vakıf mütevelli heyeti vali veya kaymakam başkanlığında belediye başkanları, idari mülki amirleri, muhtarlar, STK temsilcileri ve hayırseverlerden oluşmaktadır. Hayırsever ve STK temsilcileri ise genelde AKP ile işbirliği olan kişilerden seçilmektedir. Türkiye’deki sosyal yardım sisteminin kliyentalist2 olduğu düşünülebilir. Yardımların birçok türünden faydalanabilmek için iktidarın yereldeki bağlantıları ile klientalist bir ilişki geliştirmeniz gerekmektedir. Çünkü yardım alan ile devlet arasında bir beklenti ilişkisi kurulmuştur. İktidar yardım ve desteğin karşılığını oy olarak beklemekte, yardımdan faydalanıcı ise yardımın devam etmesi için oy vermesi gerektiğini düşünmektedir. Ayrıca gıda yardımlarının çoğunun ramazan ve kurban bayramına denk getirilmesi klientalist ilişki için veri teşkil etmektedir.

 

   2015 yılı için GSS G0 317 TL altı olarak belirlenmiştir. Sosyal yardımlar sigortası bulunmayan, geliri asgari ücretin 1/3’ü olan kişilere verilmesi sosyal yardımların hedef kitlesinin en muhtaç konumdaki bireyler olduğu gösteren verilerden biridir. Sosyal yardımlara başvuruların sosyal yardım alıp almayacaklarına dair karar SYDV görevlilerin doldurduğu form ve belirttikleri görüş doğrultusunda rapor oluşturulur, bu rapor mütevelli heyeti tarafından tartışılıp karara bağlanmaktadır. Bu yüzden, sonuç büyük ölçüde mütevelli heyetlerinin sosyal yardımlar konusundaki eğilim ve görüşlerini yansıtmaktadır. Özellikle merkezi ve düzenli olmayan yardımlarda bu kararın tamamen mütevelli heyetlere kaldığını söylemek mümkündür. Bu sebepten yardımlardan faydalanabilmenizi garantiye alan yasal bir dayanak bulunmamaktadır.

 

   Merkezi yönetimin rolünü anlamadan yerelin uygulamalarını, yerelin uygulamalarını anlamadan merkezi yönetimin kararlarını anlamak sağlıklı olmayacaktır. Sosyal yardımlarla ilgili detaylı bilgi almak için merkezi ve yerel kurumlara başvurulduğunda merkezi kurumların ve özellikle AKP yönetimindeki belediyelerin sosyal yardım verdikleri kişilerin detaylı verisini tutttuğu fakat detaylı istatistiği verileri yayınlamadıkları görülmüştür. Bu sebepten bakanlık ve belediyelerle yapılan özel görüşmeler ve alınan bilgiler üzerinden sosyal yardım uygulamalarının şeffaflığı şüphe uyandırıcı bulunmuştur. AKP’li belediyelerin sosyal yardım uygulamasının CHP yönetimindeki belediyelere göre daha erken tarihlerde başladığı gözlemlenirken, CHP yönetimindeki belediyelerin sosyal hizmetler ve sosyo-kültürel faaliyetlere ağırlık verdiği fakat günümüzde sosyal yardımların artan öneminin baskısını hissederek sosyal yardım uygulamalarını arttırdığı ve geliştirmeye başladığı görülmektedir.

 

   Sonuç yerine birkaç söz söyleyecek olursak; sosyal yardımların aslında az oranda yoksulluğu azaltma işlevi var gibi görülse de esas olarak toplumdaki en muhtaç olanı hedeflemesi ve diğer sosyal koruma unsurlarının tamamlayıcı etkilerini yerine getirememesi açısından zayıf ve eksik kalmaktadır. Sosyal yardımlar yoksulluğu azaltmak için başvurulan en hızlı yöntem olmaktadır. Sosyal yardımlara ağırlık veren bir toplumda sosyal dışlanma ve sosyal bölünmenin artması kaçınılmazdır.. Sosyal yardımlardan faydalanan kişiler alınan yardımların bir vatandaşlık hakkı mı yoksa yoksul ve muhtaç durumda olduklarından dolayı verilen bir destek mi olduğuna karar verememesi açısından politik süreçlerde iktidarla uzlaşmak zorunda hissetmekte ve sosyal hayata katılımda eksiklik yaşamaktadır. Aslında yoksulluğun azaltılması yönelik stratejiler yoksulluğun yönetilmesine dönüşmektedir. Devletin şevkatli elinin yoksullara dokumasından ziyade asıl sorun insanların bu şevkatli ele muhtaç bırakılmasıdır.

 

 

* AK Parti Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in sosyal yardımlarla ilgili sözü

1 194.052.000 TL’den 955.246.546 TL’ye

2 Klientalist: Destek alacağı seçmen kitlesine ayrıcalıklı hizmet vermek

 

Esping-Andersen, G. (2006). Toplumsal Riskler ve Refah Devleti, Buğra, A., Keyder, Ç.(der.) Sosyal Politika Yazıları. (B., Y., Çakar ve U., B., Balaban,Çev.). (pp.33-54) İstanbul: İletişim.

Metin, O. (2011), Sosyal Politika Açısından AKP Dönemi: Sosyal Yardım Alanında Yaşananlar, Çalışma ve Toplum, 2011-1,178-200

 

 

 

1

http://www.tokathaber.com.tr/bu-nasil-yardim/4194/

 

 

 

 

2

http://citydwellingstt.blogspot.com.tr/2013/03/disparities-between-rich-and-poor.html

 

 

3

http://www.ensonhaber.com/tuik-aclik-siniri-rakamlarini-acikladi-2014-03-04.html

 

 

4

02.02.2016 tarihli Sabah Gazetesi “Sosyal yardımlar 28.5 milyar liraya ulaştı” haberi

 

 

5

29/12/2014 Radikal Gazetesi “İşte AK Parti'nin 'sosyal yardım' gerçeği!” haberi

 

 

6

http://papodehomem.com.br/bolsa-familia-e-a-leitura-errada-dos-brasileiros/

 

back to top