Menu
RSS

ÇEVİRİ: Büyük Parklar Kentlerin Yeşil Kurtarıcısı Olabilecek mi?

23 Şubat 2016

   6

   Tianjin Qiaoyuan Sulak Alan Parkı, Çin

 

   Türkiye’de doğal alanların, ormanların, parkların, yeşilin korunması ile ilgili çetin mücadelelerin verildiği şu günlerde hem Artvin’e, İTÜ’ye bir selam çakıyor hem de neden büyük yeşil alanların, özellikle doğal alanların bu kadar önemli olduğunu keşfe çıkıyoruz. Bu konuya güncel olarak dünya genelinde nasıl yaklaşılıyor bakmak istiyoruz. Bu nedenle geçtiğimiz Eylül ayında 27 ülke ve 6 kıtadan 130 katılımcı ile Stockholm’de yapılan “Büyük Kentlerdeki Büyük Parklar Konferansı” üzerine Maria Ignatieva, Richard Murray ve Henrik Waldenström tarafından “The Nature Of Cities”e yapılan değerlendirme yazısını sizler için çevirdik. Peki ama büyük parklar neden özellikle konferansın ana teması olarak seçildi?  Bizler de merak ettik ve yazının en başına bu sorunun cevabının verildiği paragrafı almaya karar verdik.

 

   Açılış konuşmacılarından Amerikalı peyzaj ekolojisti Richard Forman soruyu, büyük parkların (büyük yeşil alanların) biyolojik çeşitliliğin korunması, ısı adası etkisinin azaltılması ve kent hidrolojisi açısından önemini vurgulayarak cevapladı. Büyük parklar, kent sakinleri tarafından özellikle dinlenme-zaman geçirme alanı ve "doğanın insanı iyileştiren kaynağının" şehirlerdeki parçası olarak görülmesi nedeniyle değer görüyor. Büyük parklar kentin yeşil altyapısının köşe taşları ve çeşitli ekosistem hizmetlerini yerine getiriyorlar. Büyük parklar, doğal/yarı-doğal ekosistemlerden kalan vahalar olmaları nedeniyle şehirlerin doğal ve kültürel tarihlerini anlamada önemli etmenler. Gelişmekte olan ülkelerde, emlak fiyatlarının baskısı altında azalma hatta yok olma tehdidi altında olmaları nedeniyle de özel dikkat ve korunmaya ihtiyaçları var. Bu nedenle büyük parklar üzerinde, farklı alanlarda çalışan insanlar arasında bir iletişim ağı kurmak konferansın temel hedeflerinden biriydi. Sunumlar, parkların tarihsel yönü, kent hayatının kalitesindeki rolleri, sürdürülebilir yeşil altyapı ve ekosistem servisleri gibi parklar üzerinde oldukça geniş bir bakış açısını oluşturacak şekilde oluştu. Konferansta, parkların şehir planlama ve tasarımındaki rolü ve bunların Avrupa Peyzaj Sözleşmesi ile olan ilişkilerine oldukça fazla önem verildi.

 

***

 

   Kentleşmeye dair tahminler inanılmaz; önümüzdeki 40 yıl içerisinde kent populasyonunun iki katına çıkacağı ön görülüyor. Çağımız kentsel gelişiminin artan bu baskısı altında büyük parklar insanlar tarafından hiç olmadığı kadar değer görüyor. Şehirleşmenin başlangıcından beri büyük parkların önemli bir rolü vardı. İlk başlarda kamuya açık olmanın yanında bu alanlar, kutsal olarak kabul edilen bahçeler, aristokrasi için dinlenme alanları ve aynı zamanda av sahalarıydı.  Tamamen büyük parklara yoğunlaşan bir ilk konferans olarak öne çıkan konferans, İsveç üniversiteleri ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle World Wildlife Fund for Nature in Sweden ve Association for Ekoparken, in Stockholm tarafından organize edildi. 

 

1

   Tokyo’daki büyük parklardan birisi. (Fotoğraf Maria Ignatieva)

 

   Hiç de şaşırtıcı olmayacak şekilde bu etkinliğin öncüleri Ekoparken (şu andaki adı Kraliyet Ulusal Şehir Parkı) mücadelesinden Richard Murray ve Henrik Waldenström. Kraliyet Ulusal Şehir Parkı 1995'te İsveç Kralı Carl 16. Gustaf tarafından açıldı ve dünyada doğayı, kültürü ve yaşamı koruyan bir yasaya sahip ilk ulusal park olarak deklare edildi. Bu park Stockholm'un mavi-yeşil altyapısını oluşturan en önemli parçalardan ve 27 kilometrelik bir alanı kaplıyor. Park, kraliyete ait av ve dinlenme alanlarının kamu faaliyetine açılmasının tipik bir örneği ve zengin biyolojik çeşitliliği, büyük bir tarihi meşe populasyonu, eşsiz tarihi peyzajı ile İsveç'in en ünlü ve en çok ziyaret edilen parklarından biri.

 

   Dünya çapında parklar hakkındaki çalışmaların içerik ve bakış açısı çeşitliliği çarpıcı. Stockholm ve Moskova gibi Avrupa şehirleri, şehir sınırları içerisinde yaban hayatı barındıran büyük ulusal parklara sahip olduklarından oldukça şanslılar. İran, Almanya, Kolombiya, Japonya ve bir çok Birleşik Devletler şehri bu kadar şanslı değil. Bu ülkeler genelde, 19. ve 20. yüzyıllarda inşa edilen, ağaçlar ve çayırların sucul alanlarla kombinasyonuyla rekreasyonel faaliyetleri içeren  "düzenlenmiş” yani yapılandırılmış kamusal parklara sahipler. Doğal yeşil kaynağın olmadığı bazı kentsel alanlarda ise parkların yerine yeşil ihtiyacı resmi konutlarda, terkedilmiş yollar ve demir yollarında barındırılarak karşılanabiliyor.

 

2

   Berlin’de bulunan Südgelände Parkı  kamusal bir parkın içinde yer alan terk edilmiş demir yolu üzerinde yeşil habitatın barındırılmasıyla en meşhur örneği oluşturur. (Fotoğraf Maria Ignatieva)

 

   Bu noktada metropollerde ve kentin çeper bölgelerinde yer alan, doğal parklar, sucul ve tarımsal parkları olan Avrupa Kent Çeperi Parkları Birliği Fedenatur'un rolüne değinmek önemli. Bu parklar Barselona, Milano, Lyon ve diğer güney Avrupa şehirlerinde görülebilir.

 

   Aynı zamanda epeyce konuşmacı büyük parkları, kentin yeşil altyapısı bağlamında tartıştı. Örneğin, Peter Clark 2009 yılında Avrupa şehirlerinde yeşil alanların kentsel alanlara oranının %10-20 aralığında olduğunu belirtti. Bu oran; Kuala Lumpur’da %5 ve Honkong’da %1.5 oranlarıyla yüksek olarak karşımıza çıkarken , Seul’da %25 ve Pekin’de %29 olarak karşımıza çıkan orana kıyasla düşüktür. 

 

3

   Beijing’in yeşil alt-yapısının önemli bir parçasını oluşturan Yazlık Saray Parkı. (Fotoğraf Maria Ignatieva)

 

   Clark, yeşil kent alanlarının ekonomik, ekolojik, sosyal ve sağlık açısından etkilerinin çokluğunun göz önünde bulundurulmasının gerekliliğini vurguladı. Bugün, sadece büyük parkların değil, çöp toplama alanları, askeri alanlar, eski sanayi sahaları, bataklıklar, spor ve dinlenme tesisleri, müstakil ve müşterek bahçeler, çiftlikler, bulvarlar ve yolların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Bu alanların ise parklarla ilişkili olmanın ve onların yerini doldurmanın ötesinde parkların "destekçisi" olabileceğinin altını çizdi.

 

   Geçen yüzyıllarda, kentler görece daha küçük alanlardan oluşurken, en yakın kent ormanına ya da çayıra ulaşmak kolaydı. Sanayi şehirlerinin artan yoğunluğu ile temiz hava, dinlenme alanları, yemiş toplama ya da sadece doğa yürüyüşü lüks olmaya başladı. Örneğin, Stockholm'de, 18. yüzyılın ortalarında kamuya açılan ve köken olarak resmi kraliyet parklarından ileri gelen ilk kent parkları dönemin aydınlanma aktörlerinin baskısı altındaydı. Ancak Stockholm’ün ilk doğru kent parkı planlama ve uygulamalarının gerçekleşmesi için neredeyse yüz yıl geçmesi gerekti. 19. yüzyılın sonlarına doğru, oldukça küçük iki park olan Strömparterren ve Berzeli Parkları oluşturuldu. Eski bir av sahası olan ve yerleşim bölgesi dışında konumlanan  Djurgarden Stockholm’ün merkezindeki kamusal alan yokluğuna karşı uzun yıllar kent parklarının yerine kullanıldı.

 

   Richard Murray, giriş niteliğindeki sunuşunda modern şehirlerde arazi değerlerinin çok çeşitlendiğini,  fakat bununla birlikte New York gibi en pahalı şehirlerde bile yeşil alan oluşturabilmek ve geliştirebilmek için oldukça düşük fiyatlara arsa bulunabileceğini göstermiştir. Buna göre yeşil alanların ekosistem servislerine dönük maliyet ve faydalarına bakıldığında ve değerlendirildiğinde, yeşil alan oluşturabilmek için arsa alımının karşılanabilir ve değecek bir maliyet olduğundan bahsetti.

 

   Mary Worrall ve Sari Suomalainen’in İngiltere’deki Birkenhead Park (1847’de açılıyor) üzerine yaptıkları sunum, dünyada ilk kez kamusal kaynakla finanse edilen ve “toplum için park” konsepti olması sebebiyle katılımcıların özellikle ilgisini çekti. Bu parkın Amerika’da ve dünya çapında kentsel kamusal parkların gelişimi için katalizör görevi gören bir model oluşturduğu anlatıldı. Sunucuların park için yaptıkları sosyal aktivite analizleri parkın tarihi ve günümüzdeki sosyal kullanımı arasındaki bağlantıyı ortaya koymaktadır.

 

   Avrupa’ya dair bir diğer konsept, Alman “Volkspark(Halkın Parkı) 20. yüzyılın başında gelişmeye başladı. Bu parklar doğal peyzajı esas almaları, geniş yelpazedeki rekreasyonel aktiviteyi sağlamalarının yanısıra 1. dünya savaşının ilk yıllarında ve 1920’lerin başındaki ekonomik krizden dolayı işsiz kalan halka iş imkanı sağlamıştır. “Volkspark” konseptinin en önemli örneklerinden biri olan Amsterdam Bos, 1920 ve 1930’lu yıllarda 20.000 işsize iş imkanı sağlamıştır. Boş tarım alanlarını rekreatif tesislerle bezenmiş parklara dönüştürmenin yanısıra keçi çiftliği gibi keyifli tarımsal peyzajlar da oluşturmuştur.

 

 

Parkların Biyoçeşitlilik Üzerindeki Rolü

 

   Kentleşmenin gittikçe yoğunlaştığı bir dünyada, büyük parklar bioçeşitlilik için özel barınaklar haline gelmektedir. Stockholm Resilience Center Ekosistem Hizmetleri Araştırmaları Uzmanı Thomas Elmquist, süregiden yeşil alanların önemini tartışmıştır. Birleşmiş Milletler Ekosistem Milenyum Değerlendirmesi, kentsel geniş yeşil dokuların biyoçeşitlilik açısından önemini açıkça ortaya koymuştur. Elmquist’in Birleşmiş Miletler genel sekreteri Ban Ki-Moon’tan alıntıladığı temel mesaja göre kentsel alanlar bağlı ve mecbur oldukları ekosistemler ile daha iyi iş birlikleri gerçekleştirmeli.

 

   Elmquist, atık alanların, kentsel orman parçalarının ve benzer habitatların restore edilmesi için harcanan maliyeti ortaya koymuş. Ve büyük şehirlerdeki ekosistem hizmetlerinin bakım masraflarını söz konusu restorasyonlar sonucu şehir yaşamına ve topluma kattıklarıyla birçok sefer karşıladığı sonucuna varmıştır.

 

 

Geniş Parklardaki Olumsuz Yönelimler

 

   Büyük parkların ihmal edilmesi ve hatta harap hale geldiğinin görülmesi dünyanın her yerinden farklı örnekler üzerinden edinilen olumlu deneyim ve izlenimlere gölge düşürdü. Brazzaville’de yer alan Patte d’Oie Orman Rezervi ve Kongo Cumhuriyeti buna bir örnek oluşturuyor. Benoit Fondu’nun işaret ettiği hızlı kentleşme ormanların deyim yerindeyse büyük bir parçasını yemiş, aynı zamanda fauna ve florada da olumsuz durumlar yaratmıştır. Benoit  değerli kentsel ormanların kalıntılarını kurtarmak için çitleme ve daha da önemlisi rezerv alanların korunmasında yerel toplulukları içeren birtakım önerilerde bulundu.

 

   Kürdistan'ın İran bölümünün Sanandaj'da kentinde, Deedgah adı verilen geniş park alanında ise bir başka problem söz konusu. Yeni inşa edilmiş otoyolun parkı ikiye bölmesinin sonucunda alana sınırlı ulaşım oluşu ve fazla gürültü parkın sakinlerine sıkıntı vermektedir.

 

4

   Laleh Park, Tahran.(Fotoğraf Sanaz Shobeiri)

 

   Benzer sorunlar Moskova’da yer alan Milli Park Losiny Ostrov’da da yaşanmakta. Moskova çevre yolunun 7,5 kilometrelik bölümü milli parkın ortasından geçerek ve buradaki habitatı bölerek parkın faunasına engel oluşturmaktadır. Ancak, bu tür ekolojik geçitlerdeki problemleri hafifletmek için bazı çözümler de mevcut. Yaban Hayat Geçitleri Avustralya, ABD, Hollanda, İsveç ve diğer ülkelerde başarılı oldular.

 

5

   Brisbane’de ekokanal-eko köprü (ecoduct) (Fotoğraf Mel McGregor)

 

   Ne yazık ki, Afrika ülkeleri büyük parklarla ilgili olarak başta master planı düzeyindeki planlama ve tasarım alanlarıyla ilgili sorunları çözmede geride kalmış görünüyor. Afrika, kendi ulusları için bir gurur kaynağı olan büyük milli parklara sahip olmakla beraber kent parkları acilen bakım ve farkındalığa ihtiyaç duyuyor. Yine de, Afrika tarafından sunulan bazı olumlu örnekler de vardı. Yakın zamanda geliştirilen büyük parklar Ibadan, Nijerya gibi ülkelerde bulunuyor. Bu parklar daha önceden ulaşılmaz ve fazlaca büyümüş bitki örtüsü üzerinde yer alan bir noktada gelişmiştir. Söz konusu parklar artık kentsel rekreasyon için oldukça popüler bir noktadalar. Başka bir vaka çalışması olan Mozambik’in ikinci büyük şehri Beira’daki büyük ve çok fonksiyonlu kent parkı Parque Rio Chiveve, nehir boyunca planlanmaktadır. Burada, eşsiz Beyaz, Kırmızı ve Siyah Mangrov ekosistemleri korunarak parkın kavramsal tasarımına dahil edilecek. İlginçtir ki Kolombiya’da yer alan Medellin River Park için sunulan yeni öneri de benzer bir amaca sahip:  Nehir ekosistemi eski haline getirme ve yurttaşlara geri kazandırma.

İnsan Hakları

   Graham Fairclough bu konferansta konuyu tartışmak için son derece önemli bir noktaya getirdi. Kent parklarının şehirden ayrı değil kentin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini savunarak ve “parksız bir şehir kent olarak adlandırılabilir mi? ” diye sormuştur. Cevabı ise peyzajın herkes tarafından sahip olunan kültürel anlamda zenginleştirilmiş bir kavram olduğudur. Peyzajla ilgili olarak Floransa Şartı ve Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, “peyzajın insan faktörlerinin eylem ve etkileşiminin sonucu olarak insanlar tarafından algılanan bir alan" ve ayrıca peyzajın mekan ve kimlik duygusunun kalbi olduğunu ilan etmiştir. Bunun içindir ki, parklar insan haklarının önemli bir parçası olarak görülmelidir. Yurttaşların, bu nedenle, kentsel yeşil alanların gelişimini ve değişiklikleri etkilemek için katılma hakları vardır.

Büyük Parklardaki Çeşitlilik

   Konferans sırasında, 20 park kendi sunumlarını gerçekleştirirken tematik sunumlar sırasında halihazırda var olan veya tasarım aşamasında bulunan çok sayıda parktan söz edildi. Sunumlarla araştırma yaklaşımlarının çeşitliliğinin yanı sıra Kraliyet Avrupa parklarının önemli yeşil alanlara dönüşümü; St Petersburg’un en büyük peyzaj projesi olan Pavlovsky Park’ın çağdaş işlevle yeniden kullanımı, Wales’deki tarihi İngiliz parklarının değerlendirilmesi, Pittsburgh Park Kurulu’nın faaliyetlerinin tartışılması, Tahran Laleh Parkının tasarım ve yönetimi, Eski Moskova Parklarının modern yeşil altyapıyla tekrar düzenlenmesi, yapılaşmış alanda ısı adası etkisinin hafifletilmesi ve çok daha fazla konuda mevcut tasarım ve yönetim uygulamalarına değinildi. 

   Son dönemde tasarlanan kamusal parklar arasında Almanya'da Emscher Peyzaj Park, Hollanda’da bir dizi geniş parklar, Kopenhag'da yeni bir doğa parkı ve  İsveç Göteborg’da yeşil yarık olarak park tasarımları, Polonya’da Silesi Park, Antalya’da Atatürk Kültür Parkı ve New York’daki Fışkıran Çayır-Vorona Parkı sayılabilir.
 0   Almanya’da Emscher Peyzaj Parkı (Fotoğraf Michael Latz, kaynak:www.landezine.com)

   Parklara dair geniş çaplı araştırmalar; gözleri Malezya’da kentsel parklarda suç, Tokyo’daki Yatsu-Higata Parkının neden olduğu çevresel değişikliklere karşı topluluğun yanıtı ve Avustralya Brisbane’deki kentsel parkların arasından geçen fauna gibi yeni sosyal çalışma alanlarına çevirdi. Aynı şekilde, eklembacaklılarla ilgili sunum yeni araştırmaların önemini ve eklembacaklıların büyük park ekosistemlerinin korunması ve bakımına dair pratik konularla bağlantısını anlamada yardımcı oldu.

   Etkileyici bir örnek Mexico City'de büyük bir park için bir tasarım önerisini paylaşan Carmela Canzonieri tarafından sunuldu. Öneri park tasarımı ile, terk edilmiş bir hava alanın geliştirilmesi düşünülmüş. Hırslı tasarımcılar yüzyıllardır yer altında gömülü halde duran suyu peyzaj ile yeniden buluşturmayı ve çok fonksiyonlu bir kamusal alan yaratmayı hayal etmişler.

   Amerika Birleşik Devletleri önde gelen büyük parklar araştırmacısı Julia Czerniak da önemli bir katkı koydu. Son zamanlarda uygulanan New York Manhattan’ın güneyinde yer alan Fresh Kills’in  yanı sıra  Singapur’daki örnekler ve Çin'de Qian Hai Su Şehri’nden söz etti. Czerniak ayrıca büyük parkların tasarım ve planlamasında ekolojik tasarım yaklaşımının, bilginin kullanımı ve kentsel ekoloji ilkelerinin önemini vurguladı.

   Stockholm konferansı büyük parklara dair pratik bir yanıt amacıyla, henüz çok yeni oluşturulan “Dünya Kent Parkları” organizasyonunun içinde geniş kent parkları için bir bölüm ayırılması önerisi getirilmiştir.

 

Maria Ignatieva, Richard Murray and Henrik Waldenström
Uppsala and Stockholm- (http://www.thenatureofcities.com/)

Çeviri: Deniz Özdeniz (http://toplumcumeclis.org/)

 

 

Last modified onÇarşamba, 16 Ağustos 2017 12:34
back to top