Menu
RSS

"Onlar vicdanlı ve duyarlı yaşarlar; bunlar öldürür" - İstemi Alp KÖSE

thy-teknik

 

06.06.2015

   

“Onlar vicdanlı ve duyarlı yaşarlar; bunlar öldürür.” Bu sözler; iş cinayetine kurban giden deneyimli uçak bakım teknisyeni Tuna Beken’in, ölümünden önceki gün sosyal medyada yazdığı son sözdü.

 

   36 yaşındaki Tuğrul Tuna Beken, 11 yıldır uçak bakım teknisyeni olarak çalışıyordu. 2011 yılında MNG’den THY Teknik AŞ.ye geçmişti. Havacılık alanında yayın yapan haber siteleri ve forumlardan anladığımız kadarıyla, çalışma arkadaşlarının sevdiği, saygı duyduğu, işini layıkıyla yapan ve bunun için acele işe gelemeyen, sağlam karakterli, değerli bir insandı; yakınlarının biricik Tuna’sıydı. Işıl ışıl gözlerinden sevgi ve geleceğe dair umudun okunduğu Tuna Beken, 16 Mayıs 2015 Cumartesi günü sabah saat 08:00 sıralarında, bakımını yaptığı Boeing 777-300ER tipi uçağın kanatlarındaki flaplara sıkışarak yaşamını yitirdi. Bu ‘feci’ ölümü ‘iş kazası’ olarak yazan yandaş basın için yalnızca 3’üncü sayfa haberiydi bu. Bizim için ise bu ölüm, işçilerin-emekçilerin, sermaye düzeninin vahşi sömürüsü nedeniyle sistemli olarak gerçekleştiğinden ‘iş cinayeti’ydi.

   “Tuna nasıl öldü?” diye sorduğumuzda karşımıza şimdilik olasılıklar çıkıyor ve kesin bir şey söyleyemiyoruz. Doğal yolla gerçekleşmeyen hiçbir ölüm sıradan olamayacağından, biz de Tuna’nın ölümünü sıradan bir ölümmüş gibi ele alamayız ve temeldeki nedenleri görmek durumundayız. İlgili kurumların verecekleri teknik raporlar; olay yeri inceleme raporu, adli tıp raporu, sivil havacılık kurumlarından verilecek “bilirkişi” raporları, yalnızca “nasıl?” sorusunun yanıtı olacaktır. “Neden?” sorusunun yanıtını aradığımızda ise içinde yaşadığımız ve her gün emekçilerin sistemli ölümüne neden olan ‘sömürü mekanizması’nı görüyoruz.

   İş cinayetindeki ilişki ağını kurmak için anahtar sözcükler: uzun çalışma saatleri, grev, işten atılma, yeni-deneyimsiz eleman, niteliksiz işgücü, emeğin ucuzlaşması, sömürünün artması, sıcak para, Bakırköy, Hava-İş, sarı-sendikacılık, 3’üncü havalimanı…

   Basından ve çeşitli bilgi kaynakları üzerinden yüzeysel bir araştırma yapınca birbirleriyle ilişkili pek çok olay karşımıza çıkıyor. 2 yıl önceki THY grevini ele alarak başlayabiliriz. Toplu iş sözleşmesinde anlaşamayan ve Hava-İş sendikasında örgütlü THY çalışanları, kuralsız çalışmaya karşı grev yaptılar ve direnişlerinin sonunda 305 emekçi işten atıldı. THY grevi devam ederken Haziran Direnişi başladı ve Türkiye’nin dört bir yanına büyük bir enerjiyle yayıldı. Direnişin ilk halkaları kadar etkili olamayan artçı dalgaları sonrasında Hükümet kanalıyla bir dizi müdahale gerçekleşti. Kurumun yönetimine atanan AKP-Cemaat kadroları, THY’de sistemli bir gericileşmenin öncüsü oldular.

   İlgisiz gibi görünmesine karşın; İstanbul’un finans merkezine dönüştürülmek istenmesi, yeni kent odağı olarak Bakırköy bölgesinin seçilmesi, Ataköy sahilinin imara açılması, yeni Ataköy Yat Limanı’nın yapılacak olması, sahil bandındaki rezidansların kara-para AK’layan Araplara satılması, bu kişilerin THY uçaklarıyla Türkiye’ye ve ilk olarak da İstanbul Atatürk Havalimanı’na ayak basmaları gibi pek çok unsur bulunuyor. Dünya genelinde en fazla noktaya uçan şirketlerden biri olan ve özerk bir statüye sahip Türk Hava Yolları, Türkiye’de özel havayolları arasında lider konumda bulunan ve büyük atak yapan Pegasus’a, koltuğunu kaptırmamak ve siyasi bir şov yapabilmek amacıyla bilet fiyatlarına üst limit koyunca, bir yerden kâr etmesi gerekiyordu. Yolcuların doğrudan temas ettiği uçuş ve yer hizmetlerinde çalışan personel üzerinden risk alamayacak olan THY; Hava-İş Sendikasının yönetimini değiştirdi [1] ve böylece çalışanının hakkını savunan değil, çalışanları ve dolayısıyla sömürüyü denetim altında tutan bir mekanizmaya, diğer deyişle sarı-sendikaya dönüştürdü. Yolcuların hiç görmediği hangarlarda nelerin yaşandığını ise ancak internet siteleri ve forumlardan öğrenebiliyoruz.

   Yeşilköy Atatürk Havalimanı üzerinden yolculuk eden birçok insan, THY Teknik hangarları önünde uçakların kanat uçlarının birbirlerine temas edecek kadar yakın olduklarını anlatıyor. Bu görüntüden şu sonucu çıkarabiliriz: Kâr etmek amacıyla sayıca yetersiz eleman, çalıştıkları zaman içerisinde daha fazla iş yaptırılması için baskı altında tutuluyor ve hangar önünde bekleyen uçaklar gösterilerek “hadi-hadicilik” uygulanıyor. Durum böyle olunca da, bir işin sağlıklı yapılabilmesi için alınması gereken iş güvenliği önlemleri, baskı ve acelecilik üzerine yeterince alınamıyor ve riskler yönetilir olmaktan çıkarak “kazaya sebebiyet” verebiliyor. Emekçilerin büyük bölümü, işini kaybetme korkusuyla sesini çıkaramıyor, sesini çıkaranlar ise işten atılıyor. Teknik eleman sayısının zaten yetersiz olduğu bu durumda hemen bir yasal düzenleme yapılıyor ve 2 yıllık meslek yüksekokulu mezunlarının da ötesinde, teknik lise mezunu teknikerler ve teknisyenler, daha da düşük ücretlerle sömürü çarkının dişlileri biçimine dönüştürülüyor.

   Sömürünün “seri katliam” mekanizmasına nasıl dönüştüğüne az çok değinmiş olduk. Öbür yandan akla gelen pek çok soru var; bunlardan birkaçını sıralayabiliriz:

    1. Nicel ve nitel olarak yetersiz bir bakım ekibinin uçurduğu bir uçak ne kadar güvenlidir?

    2. Bakımı eksiksiz yapılmamış uçakların havada veya iniş-kalkış sırasında kent üzerinde arızalanmasının oluşturabileceği tehlikenin boyutu nedir?

    3. Kalifiye teknik personel sayısının hava-bakım alanındaki azlığını düşünecek olduğumuzda, -eğer yapılırsa- 3’üncü Havalimanında kimler çalışacak?

    4. Star Alliance grubuna üye diğer şirketlerde neden böyle iş cinayetleri yaşanmıyor da Türkiye’nin en çok “kâr” eden kurumlarından biri olan Türk Hava Yollarında böyle bir cinayet yaşanıyor?

    5. 70 yıldır hizmet veren THY Teknik’te, neden 2 yıl öncesine kadar hiç ölümlü kaza yaşanmıyor da 2 yıl önce Şentürk Çavuş [2] ve birkaç gün önce Tuna Beken olmak üzere son iki yılda ölümlü iki iş kazası yaşanıyor?

   Sıraladığımız gibi yanıtsız(!) pek çok soru bulunuyor. Basında yer bulan ifadelere göre Tuna; ölümünden hemen önce ailesine “bu iş beni öldürecek” derken yaklaşan sonu da görmüş bir bakıma. Uçakların bilimle, teknikle değil de duayla uçurulmaya başlandığı bir şirkette can verdi Tuna. 3000 PSI hidrolik basınç uygulayabilen “flaperon”ların [3] kapanma nedeni ne olursa olsun, Tuna’yı bu duruma maruz bırakanın, bu koşullarda çalışmaya itenin, öldürenin sermaye düzeni olduğunu; düzen-içi sorumluların ise THY ve yandaş sendika Hava-İş olduğunu net bir biçimde biliyoruz. Tuna’nın deyişiyle bizler; duyarlı ve vicdanlı yaşayanlarız. Bizler konuşurken insan yaşamını hiçe sayan, iş cinayetlerini işleyen, eylemi yapan, öldüren ise AKP!

   Tuna’nın kısacık ömrünün bittiği günlerde Bursa’da bir direnişin başladığını, bu direnişin birkaç günde metal-otomotiv sektörünün ağırlıklı olarak konumlandığı Marmara’yı sardığını, üstelik yine bir yandaş sendika olan Türk-Metal’in, işçilerin kararlı duruşu karşısında kaybettiği gerçeğiyle karşı karşıyayız.

   “Metal işçisinin kararlı duruşunu Havayolu emekçileri neden göstermesin?” ve “Havayolu emekçileri neden yandaş Hava-İş’e karşı direnişe geçmesin?” diye düşünüyor insan.

   Yeni Tuna’ların olmadığı, iş cinayetlerinin yaşanmadığı, emeğin egemen olduğu bir Türkiye’yi hep birlikte yaratmak dileğiyle…


* * *

 

e-posta: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. 


[1] Hava-İş Sendikası;  8 Aralık 2013 tarihinde gerçekleşen 27’nci Olağan Genel Kurulunda yapılan seçim sonucunda AKP ve THY’nin desteklediği Ali Kemal Tatlıbağ, mevcut başkan Atilay Ayçin’in aldığı 77 oy karşısında 133 oy alarak sendikanın yeni başkanı olmuştur.

 

[2] Şentürk Çavuş; THY-HABOM’da çalışan ve 3 Mart 2013 tarihinde iş cinayeti sonucu yaşamını yitiren uçak bakım teknisyeni.

 

[3] Flaperon; Hem flap hem de yatırgaç (aileron) vazifesi gören kontrol yüzeyidir. Her iki kanadın da firar kenarında yer alır. Bu iki flaperon birlikte çalıştırılarak flap görevi, birbirlerine ters çalıştırılarak aileron (kanatçık) görevi görürler.

 

 


 

Last modified onSalı, 03 Ekim 2017 15:27
back to top