Menu
RSS

Dişli çarkın içindeki hayatlar

mühendis

 

Genç bir mühendisin öyküsü:
Dişli çarkın içindeki hayatlar

 

Çok yapılır bu benzetme. Sistem, bir yığın dişli çark ve onun üzerindeki dişlilerle anlatılır. Dişli çark dönerken dişler birbiri üzerinden hareketi aktarır. Bizler de o dişlerin ta kendisi değil miyiz?

 

Çark dönerken dişler üzerinden üretim doğar ve iletilir. Ancak bizler- doğan ürünün mimarları- bu doğan üretimden ne kadar faydalanır, ne kadar tatmin olur, ne kadar mutlu olur ve ne kadar benimseriz?

 

Bu işleyen sistemin içinde ne kadar sıkıştığınızı hiç hissettiniz mi? Ne kadar aşındığınızı zamanla?

 

Elbette fizik kurallarına göre yarıçapınız da önemli. Yarıçapınız küçüldükçe devir sayınızın artmak zorunda olduğunu ya da sistemin bir diğer özlü mü özlü sözünü de biliyor olmalısınız: Büyük balık küçük balığı yer…

 

Şimdi size kadın bir mühendisten bahsedeceğim. Sadece bir diploma almak için de okumayan üstelik. Fakülteye başladığı ilk günden mezun olduğu güne kadar her zaman heyecanlanmış ve bu duygularla ders çalışırken bir taraftan hayaller kurmuş biri. Derslerde teorik olarak gördüklerini pratik olarak da görebileceği yerlerde çalışma hayalleri olan biri… Ne hocaları ne ailesi ne de çevresindeki insanlar onun “pembe” hayallerini bozmamış. Mezun olduktan sonra çarkın içindeki yeri aklına bile gelmeden- ki kendisi emek mücadelesine de uzak değilmiş aslında- kendini bir fabrikada çalışmak üzere motive etmiş ve iş aramaya başlamış. Kazara görüşmeye çağrıldığı yerlerden “bayan mühendis” çalıştırmanın zor olabileceği, koşulların ağır gelebileceği ifade edilmiş. Kapılar yüzüne bir bir kapanmış.

 

Daha sonra bu iddiaya karşı mücadele edebileceği küçük bir atölyede çalışmaya başlamış. Bunu bir şans olarak görmüş o zamanlar, tesadüfen olmuş ona göre. Sebebini o zamanlar kendisine bile itiraf edemediği ama şimdi çok iyi anladığı gerçek şuymuş: kendini kanıtlamak zorundasın. Çünkü küçük dişli çark tüm gücüyle devretmeli. Bir keresinde kafasına kanca çarpmış gık dememiş, elini indüksiyon ocağında yakmış ses çıkarmamış, kocaman milleri tek başına kaldırırken kendine ne kadar zarar verdiğini umursamamış. Anlamaya çalışmış işçi abilerini, anlatmaya çalışmış. Bir şeyler engellemiş işte. Sesi kimseye ulaşmamış. Başaramadığına inanıp vazgeçmiş..

 

Sonraları daha “light” bir işe girmiş. ”Bayanlar” için en uygun olan ofis işine. Mesleğini yapamayacak olmanın yenilgisiyle daha büyük bir çarkın içinde daha da minik bir yer bulmuş kendine. Eli yanmasa da canı acımasa da kendini günden güne değersiz hissettiren korkunç bir zorbalıkla mücadele etmeye çalışmış.

 

Bizler… Emeğin gücüne inanan insanlar… Evet o çarkın içinde yaşıyoruz. Her gün masanızın üzerinde ardında kaybolduğunuz biriken dosyalarla, günün henüz 24 saat olduğu bir coğrafya ve dönemdeyken, bir günde hiç uyumasanız bile asla bitmeyecek işlerle sınanıyorsunuz. Çalışma koşullarınızı ve saatlerinizi şimdiden merak ettim…

 

Bir arkadaşım anlatmıştı. Patronuna öfkelenen ablası “Etimden, sütümden, yumurtamdan faydalanıyorsunuz “dediğinde patronun cevabı: “Olur mu kızım köy yerlerinde kullanılan tezekten haberin yok sanırım” demiş.

 

Mücadelenin bu kadar içinde olup da bu kadar dışında kalamayız.

 

İş kanununun, uzmanlık sınavlarında satır satır bilmekle sorumlu olduğunuz yoksa asla sınavı geçemeyeceğiniz iş güvenliği yasasının yazılmış hiçbir yönetmeliğinin uygulanmadığı gibi, yaşananlara hep bir kılıf bulunması hiç de zor olmamıştır işverenler için.

 

Bu yüzden mobbinge uğradığınızda da anlamazsınız. Sanırsınız ki siz hatalısınız, siz eksiksiniz..

 

Kaç kişi yıllarca emek vererek okuduğu mesleğini yapabiliyor? Kaç kişi haksızlığa uğradığında ses çıkabiliyor? Kaç kişi olumsuz şartlara ve kanunsuzluğa karşı durabiliyor? Kaç kişi yapamayacağı işler üstüne yüklendiğinde ben bunu yapamam diyebiliyor, kaç kişi taktığı maskeden dolayı kendine yabancılaşıyor ve hayata küsüyor…

 

Dişli çarkların dişleri gün be gün aşınıyor, yoruluyor.

 

Çalışan memnuniyeti gibi anketler insan kaynakları departmanlarının iş listesinden çıkarılması gereken başlıklar olarak kalıyor.

 

Gerçekler dişlilerin arasından yorgun argın bakıyor.

 

Ve kirlenmiş tertemiz elleri ve inatla mücadeleye devam eden gözleriyle dönmeye devam ediyor.

 

Farkında olalım hayatlarımızın. Çarkın içinde yorulan akıllarımızın…

 

İşte tam da bu sebeple bilmek zorundayız haklarımızı ve mücadele etmeliyiz…

 

İşte tam da bu sebeple “en güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız.”

Last modified onÇarşamba, 28 Ocak 2015 10:23
More in this category: Meslektaşlarıma mektup »
back to top